Mumcular Tespit Gezisi

Dörttepe-1 Ayşın Hanım

  • Gezinin ilk durağı olan Dörttepe’de öncelikle Aslı Mutlu ile buluşuldu. Erenler Sofrasının sahibi olan Aslı Mutlu birkaç senedir bu köyde oturuyor ve köydeki komşularından restoranı, yemek dersleri ve TV programı için meyve, sebze alışverişi de yaptığı için buradaki üreticileri iyi tanıyor.
  • Aslı Mutlu bizi önce Önay usta ile tanıştırdı. Önay bey köy kahvesinin sahibi muhtar gibi, yöreye hakim biri ve bizi çevreyle ilgili bilgilendirdi.
  • Aslı Mutlu ile önce Ayşın hanımın tarlasına gittik. Ayşın hanım eşini birkaç sene önce trafik kazasında kaybetmiş, iki çocuk annesi bir küçük çiftçi. Babası Hüseyin Üçpınar ve annesi ile birlikte çalışıyorlar, çocuklar ise okuyor. Büyüğü üniversite öğrencisi, küçük ise orta öğretimde. Aslı Mutlu’nun deyişiyle “Klasik bir Batı anadolu küçük çiftçi ailesi”.
  • 5 dönüm arazileri var. Bunun yaklaşık bir dönümü sera, gerisi tarla olarak kullanılıyor. Şu an seralarda ağırlıklı olarak domates ve fasulye var. Tarlalar ise ara dönem olduğu için ürün yok, kışlık ürünler toplanmış. 25 nisan gibi yeni ürün dikilecek.
  • Her hafta Cuma günü kurulan Bodrum Pazarına giderek ürünlerini satıyorlar. Ürettiklerini pazarda tüketiciye direkt kendileri satıyorlar, aracı yok. Ailenin tek geliri tarımsal faaliyet. Onun dışında sadece Bağkur emekli gelirleri var. Baba Hüseyin bey Bağkur emeklisi. Ayşın hanım ise kendisi bağkurlu değil ama vefat eden eşinden dolayı aylık bağlanmış. Bu sayede oğlunun yüksek öğrenim masraflarını karşılayabildiklerini söylüyor. Tarımsal faaliyeti ise tamamen aile içi emekle yürütüyorlar, dışarıdan hiçbir ücretli emek yok. Herşeyi kendileri yapıyor. Tarla ancak o şekilde kendilerini geçindirmeye yetiyor. Dışarıdan işçi çalıştırmayı kurtaracak bir gelir yok.
  • Baba Hüseyin bey 22 yıldır Ziraat Odasına kayıtlı. Ancak odadan ve ilçe tarım müdürlüğünden pek bir destek görmediklerini söylüyor. Kooperatifleşmeye de sıcak bakmıyorlar. Bu konuda bir güvensizlikleri var. Kendi ürettiklerini kendileri Bodrum pazarında satarak bir düzeni sürdürmekteler. Bunun dışında bir örgütlenmeye pek güvenmediklerini söylüyorlar.
  • Sigortaları yok. Örneğin geçtiğimiz senelerde fırtına bütün seraları yerinden sökmüş ve seralardaki ürün gitmiş. Bu tür doğa olaylarına karşı hiç bir güvenceleri yok.
  • En büyük sorun susuzluk. Mumcular Barajından buraya su gelmiyor. Herhangi bir sulama projesi yok. Kendi artezyen sularını kullanıyorlar.
  • Ilaçlama konusunda geleneksel yöntemleri kullanıyorlar. Bu konuda ilçe tarım müdürlüğünün herhangi bir bilgilendirme veya eğitim çalışması olmamış. Örneğin Kovan içine zeytinyağı, su ve ilaç şeklinde biyolojik tuzak kullanıyorlar.
  • Daha önce rastlamadığınız, son 5 senede yeni gördüğünüz zararlı türü sorusuna cevap olarak bir kelebek zararlısından bahsettiler.

 

Dörttepe-2 Besim Bey,

 

  • Dörttepe’deki ikinci ziyaretimiz ise Önay beyin önerisiyle bu köyün en tecrübeli çiftçisi addedilen Besim beyin tarlası ve evine oldu. Besim beyin babası Arnavut göçmeni, kendisi ise doğma büyüme Dörttepeli. Aile 55 yıldır bu topraklarda tarımsal faaliyette bulunuyor.
  • Besim Beyin toplam 30 dönüm arazisi var. Bunun 10 dönümü babadan kalma, gerisini ise hazineden almış. Besim bey kendisi ve eşi bizzat çiftçi olarak kendi emekleri ile çalışıyorlar. Ancak ayrıca ücretli işçi de kullanıyorlar. Bir oğluna marangoz atölyesi kurmuş. Ayrıca 40 tonluk kontinü sistem zeytinyağı fabrikası var.
  • Üretim kısmen seralarda, kısmen ise tarlada gerçekleşiyor. Hiçbir şekilde kimyasal kullanmıyorlar. Yabani otlarla mücadeleyi doğal yöntemlerle yapıyorlar. (Biz gittiğimizde eşi ve bir çalışanları tarlada yabani ot ayıklıyorlardı.) Ayrıca fidecilik yapıyorlar.
  • Besim bey ürününü toptancılara veriyor. Toptancılar ise daha çok Bodrum’daki otellere satış yapıyorlarmış.
  • Kullandığı su artezyen suyu. Tek bir kuyusu var ve su 115mt derinlikten elde edilmiş. 60 tonluk deposu var. Damlama sistem ile sulama yapıyor. Köyün ilk damlama sistemini 1987 senesinde kendisi kurmuş. Yazın günlük su kullanımlarının 100 tonu bulduğu oluyormuş.
  • En büyük sorun olarak pahalı enerjiyi görüyor. Geçen sene 4 milyar Tl elektrik parası ödemiş. Yeni yapmayı düşündüğü seralarda güneş enerjisi panelleri ile elektrik üretmeyi düşünüyor ama bu konuda ona yol gösterecek birilerinin olmadığını söyledi. Oğlu araştırıyormuş.
  • İlçe Tarımdan bugüne kadar kimse gelmemiş. Herhangi bir destek görmemişler. Kendisi tarım fuarlarına katılıyor. Yeni tarım zararlıları konusunda Besim bey de domateste görülen kelebeğe dikkat çekti.

 

Bahçeyakası-Sinan Sarpkan çiftliği

 

  • Gezinin ikinci durağı olan Bahçeyakası köyünde Sinan Sarpkan çiftliğini ziyaret ettik. Sinan bey esas olarak bir peynir üreticisi ama ticari faaliyeti yok. Çiftçiliği bir geçim kaynağından ziyade, sonradan bir yaşam tarzı olarak benimsemiş. Aslen Bursalı, lise öğrenimini ise istanbul’da tamamlamış. Sonra yüksek öğrenimi için Almanya’ya giderek tekstil mühendisliği okumuş. Daha sonra ise orada evlenmiş ve 25 sene Almanya’da yaşamış. 12 sene önce ise eşinin de desteğiyle Türkiye’ye dönmeye karar vermişler ve Bodrumu gelmişler. Önce 1,5 sene kadar Yalıkavak’ta bir restorancılık macerasından sonra tamamen kırsal bir yaşam tarzını tercih ederek Bahçeyakasını seçmişler ve 10 senedir buradalar.Köyde 16 dönüm bir arazi satın alarak önce burada bir küçük kulübe inşa ederek işe başlamışlar. Herşeyi eşiyle birlikte kendileri yapmışlar. Şu an oturdukları taş çiftlik evinin dış duvarları hariç olmak kaydıyla, ahşap doğramalar, banyoları, mutfağı, mobilyaları dahil olmak üzere herşeyi kendileri yapmışlar.
  • Çiftlikteki tüm ekme biçme ve hayvancılık işlerini de dışarıdan emek kullanmadan kendileri yapıyorlar. Çiftliğin bir bölümü ayrılarak keçilere tahsis edilmiş vaziyette. 2 keçi alarak başlamışlar. İlk aldıkları keçiler isviçre kökenli. Ama zaman içinde çoğaldıkça cins kırılmış. Ancak bu kırılmış cins keçilerin daha dayanıklı olduklarını söylüyor. Daha sonara 2 keçi daha almışlar. Ondan sonra yaklaşık 3 sene içinde kendi içlerinde çoğalarak bir sürü haline gelmiş. Şu anda toplam 25 adet keçisi var, bunun içinde 5 adet büyük teke,  3 adet küçük teke, 17 adet ise dişi keçi var. Keçilerin haricinde Sakız kuzu tabir edilen bir yerli koyun cinsi hayvanları da var.
  • Sinan bey hayvanlarını sisteme kayıt ettirmiş ama bugüne kadar herhangi bir denetim için gelen hiç olmamış. Hayvanların aşılanması konusunda bile ancak kendileri işin peşine düşerek yaptırabildiklerini söylüyor. Brusella vb. Herhangi bir hastalıkla ilgili bugüne kadar bir denetim, tarama faaliyetine rastlamamış. Yani hayvanların sağlığı ve dolayısıyla üretilen ürünlerin hijyeni tamamen üreticinin bilgisine ve iyiniyetine bağlı. Sinan bey iyi almanca bilgisi nedeniyle isviçredeki internet sitelerini takip ediyor ve bu konudaki bütün bilgilerini buradan edinmiş ve sürekli takip ederek tazeliyor. İsviçre hayvancılık konusunda en ileri ülke ve internet üstünde bu konuda pek çok grup var.
  • Kışın yaklaşık 8 lt, yazın ise yaklaşık 10 lt keçi sütünden 1 kg peynir elde edilebiliyor. Dolayısıyla %100 keçi sütü bir peynirin maliyeti yüksek.  Yem fiyatları çok pahalı. Yem hayvancılıkta en önemli gider kalemlerinden biri.
  • Çiftlikte ayrıca topladıkları üzümlerden Şarap üretiliyor. Ancak bu faaliyet de tamamen kendi kullanımlarına dönük ve satışı kesinlikle yapılmıyor.
  • Bahçeyakası bir yörük köyü. Esas geçim kaynağı hayvancılık olarak bugüne gelmiş. Ancak gençler bu konuda tamamen ilgisiz ve bu yüzden Sinan Beyin değerlendirmesi burada bu işin geleceği olmadığı yönünde. Gençler (erkekler) daha çok minibüsçülük yapıyorlar. Sinan bey gençlerin toprakla uğraşmayı küçük görmelerinden şikayetçi.

 

TOKİ Arazisi

 

  • Çamlık köyüne devam etmeden önce yol üstünde olan TOKİ arazisine gitmek üzere Bodrum beldiyesinde çalışan haritacı Osman beyle buluşuldu. Onun rehberliğinde TOKİ için tahsis istenen 150 Dönüm araziye gidildi. Arazinin bir kısmı daha önce mera statüsünde olan bir yer. Diğer kısmı ise hazineye ait ve Mumcular baraj gölünün hemen üstünde yer Alan yerinde gözlendi. Halen kırsal niteliğini koruyan bir bölgede yer aldığı tesbit edildi.
  • Haritacı Osman bey yörede herkesin kendi konutu olduğunu, burada yapılacak konutların yörenin ihtiyacına yönelik bir yatırım olmadığını, dışarıdan gelenlere hizmet edeceğini ifade etti. Köy mera arazisinin tahsisi ise tartışmalı. Belediyenin itiraz ederek şerh koyduğunu belirtti.

 

Çamlık Köyü-Mehmet Kahraman, Kır Sofrası

 

  • Üçüncü durağımız aynı zamanda öğle yemeği molası verdiğimiz Çamlık köyündeki Kır Sofrası Lokantası oldu. Burada nefis otlu peynirli gözlemelerimizi yedik, yörenin kendi yoğurdundan yapılan ayranlarımızı içtik ve bir yandan da aynı zamanda köyün muhtarı olan lokanta sahibi Mehmet Kahraman ile sohbet ettik.
  • Köy nüfusu 422 kişi, 150 hane. Burada ticari olarak tarım faaliyeti pek yok.
  • Arıcılıkla uğraşan 10 kadar aile var. Bunlar çam balı yapıyorlar.
  • Gençler daha çok Bodrum’da turizm ve hizmet sektöründe çalışıyorlar.
  • Her ailenin ortalama 10 dönüm kadar arazisi var. Bu arazide bağcılık, bahçecilik yapıyorlar ama genelde satışa yönelik değil kendine yetecek kadar ekiyorlar. Ürünlerini pazara götüren aile sayısı 150 hane içinde 5 aileyi geçmiyor, yani çok nadir.
  • Herkesin kendi ihtiyacını karşılayacak kadar hayvanı var. daha çok büyükbaş hayvanlar. Köyde kimse parayla süt veya yoğurt almıyor, kendi ürettiğini tüketiyor. Herkesin muhakkak tavuğu da var. Ancak bu üretim bir satış pazarlama faaliyetine dönüşmüyor. Dolayısıyla geçim kaynakları tarım değil.
  • Köy çok yeşillik ve havası çok temiz. Ancak su sorunu var.
  • Mehmet bey ayrıca köyün güvenli ve rahat yaşanan bir yer olduğunu ifade etti. Burada jandarmalık olayın kırk yılda bir olduğunu söyledi, “jandarma senede bir ya uğrar, ya uğramaz” şeklinde ifade etti.
  • Köyde ilköğretim okulu 4. Sınıfa kadar var. Çocuklar daha sonra Pınarlıbelen’deki okula devam ediyorlar.
  • Köyde turizm faaliyetinin artmasını istediklerini söyledi. Kır Lokantası çok popüler, özellikle hafta sonları zor yer bulunuyor. Ayrıca konaklamalı bir tesis için de girişimler var ama henüz hayata geçmemiş. Çamlık köyü sakinleri ekoturizme sıcak bakıyorlar. Yöresel ürünlerin satışının da yapılabileceği bir merkez oluşturma düşüncesi var.

 

 

Pınarlıbelen Karanlık Mahallesi- Mustafa Vuran Çiftliği

 

  • Dördüncü durağımızda Karaova bölgesinin en başarılı çiftçilerinden biri olarak kabul edilen Vuran ailesinin çiftliğini ziyaret ettik.
  • Baba Mustafa Vuran’dan aldığımız bilgilere göre aile 5 kuşaktır bu arazide. Daha önceleri tütün ekilirmiş, aynı zamanda zeytincilik ve bir miktar da hayvancılık yapılırmış. Bugün toplam 150 dönüm arazileri var.
  • 30 sene önce Mustafa Vuran burada üzüm bağları kurulmasına öncülük etmiş.  Önceleri tütün yerine üzüme yöneldiğinde çevredekiler ona şüpheyle yaklaşmışlar. Ancak bağcılıkta toprak ve havanın önemli olduğunu söyleyen Mustafa bey inat etmiş ve yörenin en iyi üzümünü yetiştirmeyi başarmış.
  • Mustafa beyin ürettiği üzümler pazarda daha pahalı olmasına rağmen en çabuk satılan üzüm olmuş. Tanıyanların onun için söylediği söz şu; “Biz pazarda üzüm için kuyruk oluştuğunu Mustafa bey ile gördük”
  • Mustafa bey başarısını sabır ve araştırmaya bağlıyor. Bir önemli faktörün de tek elden sahiplenme olduğunu söylüyor. Köydeki arazilerin çoğunluğu hisseli, mirasla bölünmüş. Gençler de çiftçiliğe değer vermiyor ve sahip çıkmıyor. Halbuki Mustafa Vuran kendi ailesi içindeki hisseli arazileri toplayarak tek elden işletilmesini sağlamış. (Yeni çıkan hisseli tarım arazilerine yönelik yasanın onları ilgilendirmediğini, çünkü yasanın öngördüğü işlemleri kendilerinin zaten yıllar önce gerçekleştirdiğini söyledi. )
  • Bugün 25 dönüm arazide 2500 asmalık bağ var. Bunda halen yemeklik üzüm cinsi ağırlıklı. Daha çok kardinal ve alfons cinsi çekirdekli üzüm üretiliyor. Kesinlikle hormon vermiyorlar. Çekirdeksiz üzümü denemiş ama hormon vermeyince üzümler çok küçük kaldığı için çekirdeksiz üretiminden vazgeçmiş.
  • Kalan arazilerin bir kısmı boş bırakılıyor. Bir kısmında buğday ekiliyor, bir kısmında incir ağaçları var. Yan ürün olarak pekmez üretiyorlar. Bunda da tamamen geleneksel yöntem kullanıyorlar. 150 kg üzümden 25 kg pekmez elde ediliyor.
  • Bağların bakımında birebir aile ilgileniyor. Bütün asmalar sürekli gözden geçiriliyor ve gerek hastalıklara karşı mücadele, gerek ise üzümün kalitesi açısından üreticinin birebir takibinin şart olduğunu ifade ediyorlar. Bu yüzden daha fazla arazileri olduğu halde bağlarını büyütmeyip 25 dönümle sınırlı tutuyorlar.
  • Mehmet Vuran üzüm konusunda babasından devraldığı bayrağı bir adım öteye taşımak niyetinde. Bir zamandır onun öncülüğünde şaraplık üzüm denemeleri yapılıyor ve kendi tüketimlerine yönelik şarap üretiyorlar. Bu sene 400-500 asmalık bağ aşılanıp şaraplık üzüm üretimine dönecek ve ticari olarak şarap üretimine geçmeyi planlıyorlar. Bu amaçla çiftlikte bir şaraphane inşaatı başlamış bulunuyor.
  • Üzümde en önemli hastalıklar mantar hastalıkları (külleme, milyö vb.) Bu hastalıklarda nemli ortam etkili. Bu yüzden Türkiye’de pek çok yöre şaraplık üzüm üretimi için Avrupadan daha elverişli. Türkiye’de daha güneşli bir iklim olduğu için iyi bir budama ile bağlar havalandırılarak bu hastalıklar büyük ölçüde önleniyor. Örneğin İsviçre’de senede 9-10 defa ilaçlama gerekirken burada 3-4 defa yeterli oluyor. Yine yeni telli sistem yüksek asmalar tercih ediliyor. Bu yöntemler ve birebir takip özellikle salkım güvesi denilen zararlı ile mücadelede önemli.
  • Burada yarı organik denilen yöntemlerle tarım yapılıyor. Konvansiyonel tarımda 100 birim ilaç kullanılıyorsa burada 40 birim ilaç kullanılıyor. İlaçlamada hem kullanılacak ilaç miktarında (dozaj), hem de ilaçlamadan sonra pazara gidene kadar olan bekleme sürelerinde kurallara uymaya önem veriyorlar. Standartlara, ve sağlık şartlarına uygun ilaç kullanımına azami özen gösteriyorlar. Feromon tuzak denilen dişi kokusu yayan ve erkek güveyi kendine çeken biyolojik yöntemler kullanılıyor. Yine organik tarımda ruhsatlı olan bakır sülfat kullanılıyor.
  • Şaraplık üzüm için denemelerde adakarası, zinfandel, şiraz gibi türler denenmiş. Bu sene petit verdo üzüm ilave edilecek. Misafirlere ikram ettiği şarap %80 şiraz, zinfandel ve Cabernet Frank üzümlerdi ve çok başarılıydı.
  • Mehmet Vuran ticari olarak şarap işine dönme ve bu konuda gelecekten beklentileri konusunda mütevazi. Bodrum gibi bir turizm merkezinde oldukları için bu girişimi düşünüyorlar. Burada günlük tadım grupları ile doğrudan pazarlama imkanı olduğunu, ve örneğin Denizli, Aydın gibi turizm hareketlerine nispeten uzak ve pazarlama için ayrı çaba gerektiren bir yerde olsalar böyle birşey düşünmeyeceklerini belirtiyor. Başlangıç rekoltesi olarak 12000-14000 şişe şarap planlıyorlar ve bunu da hiç bir zaman 20000 şişenin üstüne çıkarmayı düşünmüyorlar. Şaraptan ticari beklentileri yüksek değil, ticari kazançtan çok keyif için yaptıkları bir faaliyeti legal olarak ziyaretçilerle paylaşabilmek için bandrollü üretime geçiş yapıyorlar.
  • Tarımsal faaliyetlerinde örgütlü işbirlikleri yok. Şarap üretiminde de sadece kişisel dostluklara dayalı işbirlikleri olabileceğini öngörüyorlar.

 

Etrim Köyü-Etrim Halıcılık

 

  • Beşinci durağımız olan Etrim köyünde Etrim Halıcılık ziyaret edildi ve sahibi Engin Başol ile görüşüldü.
  • Etrim halıcılık daha önceleri çok olan halı atölye ve satış noktalarının köyde kalan tek örneği. Köyde halı dokuyan çok azalmış vaziyette. Evlerdeki halı tezgahları dursa bile çoğunluk sadece kızlarına çeyiz olarak halı dokuyor. Ticari olarak düzenli üretim yahan çok az.
  • Etrim halıcılıkta Engin beyin annesi ve ablası düzenli çalışarak dokuma tezgahında üretim yapıyorlar.  Bu tezgahlarda daha çok sipariş üzerine halı üretiliyor. Bunun dışında Etrim halıcılıkta Türkiye’nin her yöresinden gelme halı ve kilimlerin ticareti yapılıyor.
  • Burada tamamen geleneksel yöntemler kullanılıyor. Boyalar bitkilerden elde edilen kök boyalar. İpliklerini de Bursa’dan gelen ipek kozalarından yine kendileri üretiyor. (Eskiden Etrim ve civarında ipek kozacılığı da yapılırmış ama artık kalmamış)
  • Buradaki satışın büyük kısmı turlarla gelenlere perakende satış olarak gerçekleşiyor. Ayrıca sipariş üstüne istenen ebatta ve evsafta halı üretiliyor.
  • Engin bey gezimizde tanıştığımız üreticiler içinde örgütlü çalışmaya inanan tek örnek idi. Kendisi Karaova Kalkındırma ve Geliştirme Derneğinin Başkan Yardımcısı. Etrim özelinde ve Karaova genelinde bu dernek vasıtasıyla yapılacak çalışmalar için gayret sarfediyor. Etrim Köyünde bir halı müzesi oluşturma arzuları var.
  • Köyün genelinde halı dokumaya olan ilginin azalmasını gençlerin çalışmak için Bodrum’u tercih etmesine bağlıyor. Bodrum’daki sosyal yaşantının gençlere daha cazip gelmesini buna neden olarak görüyor.
  • Eylül ayında yapılması planlanan Karaova festivali kapsamında 100-150 yıllık antika milas halılarından bir sergi açma projeleri var.

 

Yalıçiftlik- Gezi sonu molası

 

  • Bodrum’a dönüşten önce son mola Yalıçiftlikteki Belediye tesisinde verildi. Burada yapılan sohbette gezi sonu ilk izlenimler ve düşünceler paylaşıldı. Bu sohbette aşağıdaki görüşler dile getirildi:
  • Mehmet Vuran’ın projesinin buranın geleceği açısından kayda değer olduğu ve desteklenmesi gerektiği;
  • Pınarlıbelen’deki özel proje arazisinin Derneğe tahsis edilmesi halinde burada Dernek tarafından kurulacak bir üretim ve işletme amaçlı kooperatifin tüm Karaova’ya örnek oluşturulabilecek bir model olabileceği;
  • Derneğin ancak kendine ait bir yeri olursa bu modelin başarılı olabileceği;
  • Karşıt görüş olarak Derneğin kendi üretim faaliyetine girmesinin buradaki köylüye model olmak yerine çekişme yaratacağı, bunun yerine köylerdeki üreticileri kucaklayan bir model düşünmek gerektiği;
  • Kooperatifleşmede derneğin aktif olması, ancak kendi üretime girmese bile mevcut üreticileri kooperatifleşme yönünde desteklemesi ve üreticiyi bilinçlendirme ve öğretim, üretimde kalite denetimi ve fiyatta standardizasyon denetimini yapması;
  • BODTÜM olarak bizlerin üretim veya ticari faaliyet yerine işletme ve eğitim konularında yöre halkına önderlik etmesi gerektiği;

Gibi farklı fikirler öne sürüldü.

 

Sohbetlerden çıkan somut öneriler ise şunlardı;

 

  • Mehmet Vuran gibi öncü üreticilerin Faruk Malhan’la tanıştırılması ve markalaşma vb konularda yapılabilecek işbirliklerinin araştırılması;
  • Urla’da oluşturulan Şarap yolu projesinin bir benzerinin Karaova’da geliştirilmesi;
  • Türkiye’deki Datça, Tire gibi başarılı kooperatif örneklerinin araştırılması;
  • Yöre halkı ile kooperatifleşme ve örgütlüleşme konusunda yapılacak çalışmalarda Dernek adına iletişim kuracak tercihen burada yaşayan üyelerimizden birinin saptanması;

Bu yörede yaşayan ve üreten üyemiz Erhan Yürüt’ün, şarap imalat atölyesini “Bodrum Şarapçılığı” gezmek ve  ziyaret edip,   tadım yapmak.

En  somut sonuç ise beraber geçirdiğimiz  kısacık bir gün sonucunda, gezdiğimiz Halı atölyesinden iki halının satışının gerçekleşmesinde üyelerimizden Leyla Topal vasıtasıyla köprü olduk.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir